Hülya Avşar

Cuma, Mayıs 25, 2007

Hülya Avşar heykeli

"Hülya Avşar ve Azra Akın'ın güzelliğini analiz etmek istiyorum"

Güzel Sanatlar Fakültesi'nde heykel eğitimi alan Estetik Cerrah Barış Çakır:
"10 hastamdan biri kendi burnunu ünlü birinin burnuna benzetmek istiyor. Heykelde istediği burnu yapınca ve yüzüne yakışmadığını görünce bir 'oh' çekiyor"
[...]
"İlk heykelimde kendimi yaptım. Sonra sokakta karşılaştığım güzel insanlardan rica ettim, kendi arkadaşlarımı ve hocamı yaptım. Güzel olan modelleri bulmaya gayret ediyorum. Şu an en çok Azra Akın'ın heykelini yapmak isterim.Hülya Avşar'ı da çok isterim ama onun kabul edeceğini hiç düşünmüyorum. Onların güzelliğini analiz etmek istiyorum."

[...]

BAHAR BAKIR
Milliyet

Pazar, Nisan 15, 2007

Ekonomi : Hülya Avşar'ın yatırımları


Toprağa yatırım bana güvenli geliyor

Parasını arsa satın alarak değerlendirdiğini anlatan Avşar, yakında Hülya Avşar markalı organik tişört üretecek. Avşar, Riva'da yaptırdığı ekolojik tek katlı evlerin talibi artınca ise kendine ayırdığı evden vazgeçtiğini söyledi ..

Sarıyer sırtlarındaki evinde sabah buluştuğumuz Avşar, sporunu yapmış, üzerinde kendi adını taşıyan, minik By H logolu beyaz tişörtü ve blue jeaniyle son derece duru bir haldeydi. Foto muhabirim Bülent Tavlı fotoğraflarını çekerken hiç ama hiç kapris yapmadı. Ekonominin iniş çıkışlarından etkilendiği için en sağlam yatırım diye toprağı seçtiğini anlattı. Ha bu arada, yakında tenis kortları Hülya Avşar markalı tenis kıyafetleriyle tanışacak ve tenis eteklerinden frikik vermek tarihe karışacak. Avşar, tenis oynarken ortaya çıkan görüntüsüyle ilgili çıkan haberlerden belki üzülmüştü. Ancak, görünen o ki, yakında Hülya Avşar markalı tenis kıyafetlerinin ortaya çıkmasına da bu olay neden olacak. Çünkü birkaç firmanın teklif götürdüğü, Avşar'ın da giyecek tenis kıyafeti bulamadığı için yatırım yapmayı düşündüğü yeni tekstil yatırımı start alıyor.

* Geçen yıl en çok vergi ödeyenler sıralamasında ikinci sıradaydınız. Bu yıl 962 bin YTL ile dördüncü sıraya gerilediniz neden?
Geçen yıl 1 trilyon küsür ödemiştim. Bu yıl birinci ya da ikinci sırayı almayacağımı biliyordum. Çünkü biraz nadasa aldım kendimi. Ama yine ön sıralardayım.

* Çok para kazandığınızı düşünüyor musunuz?
Evet düşünüyorum ve iyi değerlendirdiğimi de düşünüyorum. Hatalar yaparak, çok gereksiz paralar harcadığımı da düşünüyorum ama buna rağmen çok sağlam yatırımlar yaptım.

* Paranızı biri yönetiyor mu? Yoksa siz mi doğrudan ilgileniyorsunuz?
Birisi benim paramı yönetmeye kalktığı zaman herşey birbirine karışıyor. Denedim yani. Ben klasik usulde, paramı bankaya yatırıyorum ve elimden geldiği kadar onun değerlenmesini sağlıyorum. Ya da arsaya yatırıyorum. Toprak bana daha güvenli geliyor.

ŞÖFÖR BAZEN İHTİYAÇ
* Nakit paranızı sepet yapmıyor musunuz?
Tabii ki yapıyorum ama o sepetler daha riskli diye düşünüyorum. Mesela borsayla hiçbir zaman aram olmadı ama o sepetlerde ister istemez borsaya da yatırım yapmış oluyorsunuz. Açıkçası yurtdışına para göndermeyi de kendime çok yediremiyorum. Türkiye'den para kaçırmak düşüncesiyle ama tabii ki hiç yok da değil. Bu da bana çok üzüntü veriyor. Bir dönem herkes yurtdışına para kaçırdı. İnanılmaz bir gidiş oldu. O gazla belki biz de bir şeyler yapmış olabiliriz ama zoruma gitmiştir yani.

* Kaç arabanız var?
Mercedes ve Ford'um var. Ford'u özel ABD'den getirtmiştim. İstanbul trafiğinde benim için çok gerekli. Uzanabiliyorum, iş yapabiliyorum içinde.

* Geçenlerde TV'de izlemiştim. Starlar için özel yapılan ve değeri 500 bin doları bulan araçlar var...
Öyle bir parayı otomobile vermem. Kullandığım Ford 100 bin Euro. Ama bu lüks değil, ihtiyaç. Otomobil kullanmayı seviyorum, şoför kullanmayı sevmiyorum ama ihtiyaç.

PARAYA ÖNEM VERİRİM
* Para hayatınızın merkezinde mi?
Kesinlikle ve maalesef merkezinde. Parasız insanlar mutsuz olabiliyorlar. Bunu da kabul ediyorum. Para her şey değil diyenlere katılmıyorum. O duruma getirildik.

* Oturduğunuz evde kaç kişi çalışıyor?
Dört kişi evin içinde, 5 kişi dışarıdaki güvenlikte. Şoförleri de sayarsam herhalde 10 kişi civarı. Ama gerçekten bunlar çok gerekli. Yaşadığım evde böyle bir düzen kurmam gerekiyor.

* Sanatçı Hülya Avşar, aynı zamanda işkadını da. Yatırım yapmanızın sebebi nedir?
Hani Amerikalılar'ın bir sözü vardır: Sanatçı olacaksan muhakkak ekmek paranı çıkartacak bir işin olmalı. Sanatçı ekmek parasını çıkartamıyor ve parasını riske atamıyor.

* Ama siz sanatçı olarak paranızı çıkartıyorsunuz değil mi?
Tabii ki ama ben ölçü değilim. Ben genel anlamda konuşuyorum. Tabii ki benim sahneye çıkmam ilk zamanlarda, para kazanmak içindi. Yoksa ben sinemadan hala para kazanamıyorum. Hiçbir zaman da kazanamayacaktım açıkçası. Bu tişörtlere başlama sebebim de buydu.

ŞELALE KADAK

Kaynak : Sabah

Perşembe, Mart 29, 2007

Bakan Şahin'den Hülya Avşar'a Spor Okulu Sözü

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Hülya Avşar'a Spor Okulu Sözü Verdi.

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, geçtiğimiz günlerde başlayan Amerikan Hastanesi Hülya Avşar Veteran Tenis Turnuvası'nı izledi. Bakan Şahin, Tenis Eskrim Dağcılık (TED) Spor Kulübü'nün Tarabya'daki tesislerinde gerçekleştirilen turnuvayı Hülya Avşar ile birlikte izledi. Hülya Avşar, tenis maçını izlemeden önce Bakan Şahin ile Radyo Pink için bir röportaj yaptı. Bir süre Hülya Avşar'la sohbet eden Şahin, sohbetine daha sonra da küçük eskrimcilerle devam etti. Hülya Avşar ile birlikte basın mensuplarının karşısına geçen Şahin, "Omuzumdaki sakatlık yüzünden bugün Hülya Hanımla maç yapamadım. Sakatlık yüzünden 2 aydır tenis oynayamıyorum" dedi.

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, basın mensuplarının Hülya Avşar'ın Spor Bakanı veya Kültür Bakanı olmak istediğini söylemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?" sorusuna şöyle karşılık verdi: "Bakan olmak için Hülya Avşar'ın ilk önce siyasete girmesi gerekir. Milletvekili olması gerekir. Bu konuda önü açık." Bakan Şahin, "Sizin partinizden aday olabilir mi? sorusuna da "Seve seve biz ona yardımcı oluruz ama Hülya Hanım sanatında başarılı ve sanatıyla bu ülkeye hizmet edebilir. Zaten kendisinin tenis sporu ve sporun sevilmesinde bize çok yararı var. Sanatıyla daha çok güzel iş yapacağını düşünüyorum" diye cevap verdi. Herhangi bir açıklama yapmayan Hülya Avşar da küçük eskrimcilere dönerek "Bakan beye bir sorunuz yok mu?" diye sordu. Çocuklar "Yok" diyince Hülya Avşar da "Nasıl olmaz" dedi. Bunun üzerine Bakan Şahin'in de "Sporcular konuşmaz, spor yapar" diye karşılık verdi. Bakan Şahin'in bu sözü üzerine Hülya Avşar, "O halde ben gideyim" diyerek espri yaptı. Konuşmaların ardından Bakan Mehmet Ali Şahin ve Hülya Avşar, eskrim kılıcıyla poz verdi. Beraberce izlenen maçın ardından Hülya Avşar Bakan Şahin'i uğurladı. Hülya Avşar, basın mensuplarına, Bakan Şahin'in kendisine spor okulu sözü verdiğini söyleyerek şöyle konuştu: "Çok mutluyum. Sohbet esnasında spor okulu konusunda bize her türlü yardımı yapacağını söyledi. Biliyorsunuz uyuşturucu kullanımı artık çocuklara kadar düştü. Tiner bağımlısı, sokakta gezen çok çocuk var. Belki de bu çocuklara spor yaptırırsak bu kötü alışkanlıklar olmaz. Sayın Bakan, bana madde bağımlısı çocukları kendileri tarafından spora teşvik edilip daha sonra bu çocukların milli takımlara kadar yükseldiğini söyledi. Bu çok sevindirici." Çocukların spora teşvik edilmesi için yapılan projelerle ilgili çalışmaları olacağını söyleyen Hülya Avşar, "İstanbul'da bir spor okulu açmayı düşünüyoruz. Daha sonra şubelerimiz olabilir. Bu konuyla ilgili Ankara'ya Bakan Şahin'le görüşmeye gideceğim" diye konuştu.

İhlas Haber Ajansı

Cuma, Mart 23, 2007

Hülya Avşar ile milli tenisçi Şenoğlu karşılaşması

Ünlü sanatçı Hülya Avşar, milli tenisçi İpek Şenoğlu ile karşılaştığı maçta siyasi mesajlar verdi. Hülya Avşar, "Keşke sanatçı yerine spor bakanı olsaydım. Tozu dumana katardım" dedi.

Kendi adına düzenlenen tenis turnuvasının startı için gazetecilerin karşısına çıkan ünlü sanatçı Hülya Avşar, siyasi mesajlara ağırlık verirken, evlendiği yönündeki iddiaları da yalanladı.

ED Tesisleri'nde milli tenisçi İpek Şenoğlu ile karşı karşıya gelen Avşar, maçın ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Milli tenisçi Şenoğlu'nun başarılarından övgüyle bahseden Avşar, milli tenisçinin sponsoru olmamasına sinirlenerek, iş adamlarına seslendi.

Sporculara sahip çıkılmadığını iddia eden Avşar, "Burada iş adamlarına çok iş düşüyor. Ben, daha önce bazı sporculara destek olmuştum. Spora yazık ediyorlar. İleride inşaallah spor bakanı olarak bunlara el koyacağım. Keşke öyle olabilseydim. Kültür bakanı, spor bakanı gibi bir şey olsaydım" dedi.

Gazetecilerin, siyasi partilerden teklif gelip gelmediği sorusu üzerine Avşar, "O konulara hiç girmeyeceğim. Öyle bir emelim hiç olmadı. Öyle bir emelim de yok" cevabını verdi. Spor bakanı olması halinde tozu dumana katacağını belirten Avşar, "Keşke sanatçı yerine spor bakanı olsaydım. Spor da eğitim kadar önemli. Sporculara destek veren, sportif faaliyetlere para akıtan biri olurdum. En azından sporcuların eğitimini düzene sokardım" dedi.

Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bir soruyla karşılaşan Avşar, "Bu konuda hiç konuşmak istemiyorum. Bilmiyorum. İleride konuşuruz" dedi. Siyasete yeşil ışık yaktığının hatırlatılması üzerine Avşar, "Hayır. Orada 'olsaydım' dedim. Di'li geçmiş zaman ifadesi kullandım" ifadelerini kullandı.

Maç esnasında sol elindeki parmağına taktığı alyans yüzüğü ile dikkat çeken Hülya Avşar, sevgilisi Sadettin Saran'la gizlice evlendiği yönündeki iddiaları yalanladı. Parmağındaki alyans yüzük ve kolyenin sorulması üzerine Avşar, "Künyemi takıyorum zaten. Ona bir şey diyemem. Yüzük için de bir şey söylemeyeceğim. Öyle bir şey değil. Olsa zaten söylerim. Saklamam" diye cevap verdi. Saran'la evliliğin yakın bir zamanda olup olmayacağı sorusuna ise Avşar, "bu konuda konuşmayacağım" dedi.

Ünlü sanatçı Hülya Avşar, gazetecilerle de ayrı ayrı maç yaparak, tenis dersi verdi.

Kaynak : En son haber

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Hülya Avşar'ın yüzüne hayran kaldı

By Terry' adlı kozmetik ürünlerinin tanıtımı için Türkiye'ye gelen Hollywood starlarının makyözü Terry de Gunzburg, Hülya Avşar'ın yüzüne hayran kalmıştı. Avşar'dan ilham alan Gunzburg, Türk kadınına ve Türkiye iklimine göre yeni ürünler üretecek.

Dünyaca ünlü kozmetik firması By Terry'nin kurucusu Terry de Gunzburg, ürünlerini tanıtmak için Türkiye'deydi. Kendi imzasını taşıyan ürünlerini Cameron Diaz'dan Jennifer Lopez'e Madonna'dan Britney Spears'a kadar birçok ünlünün kullandığı Gunzburg, Türkiye'de Hülya Avşar'ın yüzüne makyaj yapmayı tercih etmişti. Avşar kızından ilham alan Gunzburg, Türkiye'nin iklimini ve Türk kadınlarının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak yeni ürünler üretecek.

Hülya Avşar ilham verdi

* Türkiye'ye gelirken tek amacım ürünlerimi tanıtmaktı. Ancak Hülya Avşar'ın yüzünü gördükten sonra ona makyaj yapmaya karar verdim. 14 yıl sonra ilk kez birine makyaj yaptım. Çok güzel bir yüzü var. Yüzü o kadar karakterli ki! Hülya Avşar'a makyaj yaparken çok şey öğrendim. En ilginci ve özeli de Türk bayanlarının cildi için yeni şeyler üretmem gerektiğini fark ettim. Buranın iklim özelliklerine ve Türk kadınlarının ihtiyaçlarına göre yeni ürünler hazırlayacağım. Bu konuda kendisi bana ilham verdi.

DUYGU GÖKMENOĞLU
GUNAYDIN

Pazar, Eylül 24, 2006

Erzurum'a tenis kortu yaptıracak

Hülya Avşar, bir mektup yazarak okullarına tenis kortu yaptırmasını isteyen Palandöken İlköğretim Okulu öğrencileri için kolları sıvadı. Önümüzdeki günlerde yapımına başlanacak kortun açılışını da Avşar Kızı bizzat yapacak.

Türkiye'de tenis deyince akıllara gelen ilk ismin Hülya Avşar olduğu Erzurum Palandöken'den gelen mektupla birlikte bir kez daha gözler önüne serildi. Palandöken İlköğretim Okulu öğretmeni Olcay öğretmen, öğrencilerine bir tenis kortu yaptıracağına yönelik söz verdi. Ne var ki, Olcay öğretmen masraflarını karşılayacak kişi veya kurum bulamayınca verdiği sözü yerine getiremedi. Bunun üzerine öğrencilerinden Sevda Şirip, Hülya Avşar'a mektup yazarak okullarına tenis kortu yaptırmasını istedi.

YAPIMI BAŞLIYOR
Mektubun arkasına da sınıf arkadaşlarının imzasını attırdı. Öğretmenleri de mektubu Hülya Avşar'ın internet sitesindeki adresine göndererek
sanatçıya ulaştırdı. Avşar Kızı, Sevda Şirip'in yazdığı mektubu alınca gözyaşlarına engel olamadı. Okul yönetimini arayan sanatçı, öğrencilerin isteklerini kabul ettiğini ve tenis kortu yaptıracağını söyledi. Daha sonra da Palandöken İlköğretim Okulu'na tenis kortu yapılması için yardımcısına talimat verdi. Tenis kortunun yapımına önümüzdeki günlerde başlanacak. Hülya Avşar, kort bittiğinde Palandöken'e giderek hem kortun açılışını gerçekleştirecek hem de kendisine mektup yazan öğrencilerle tanışacak. Hülya Avşar açılıştan sonra öğrencilere raket tutmasını ve topa vuruş şekillerini gösterecek. Sanatçı, Palandökenli öğrencilerin tenise ilgi duymasından ve kort yapımı için kendisinden yardım istemelerinden dolayı oldukça duygulandığını söyledi. Avşar, tenis kortu yapımının sadece Palandöken İlköğretim Okulu ile sınırlı kalmayacağını, başka okullara da tenis kortu yapılması için girişimlerde bulunacağını dile getirdi.

MEHMET ÇALIŞKAN

Kaynak : Sabah

Cuma, Eylül 22, 2006

Anket : Hülya Avşar'ı örnek alıyorlar

ANKET : GENÇLER HAYATI NASIL ALGILIYOR ?

Ailesinden ve yakın çevresinden şiddet gören, çevresine şiddet uygulayan, izlediği filmler, örnek aldığı karakterler, beğendiği sanatçılarla karşınınzda Türk gençliği portresi.


Anket Soruları

1. Kendinize Yetişkin Olarak Kimi Örnek Alırsınız ?

1: Anne: %11,6
2: Baba: %10,9
3: Öğretmen: %9,7
4: Teyze: %7,2
5: Dayı: %6,9
6; Abi: %5,6
7: Atatürk: %5,1
8: Hülya Avşar: %4,2
9: Tayyip Erdoğan: %3,4
10: Alpacino: %2,8
11: Hz.Muhammed: %2,6
12: Kuzen: %2,05
13: Seray Sever: %1,4
14: Aziz Yıldırım: %0,5
15: Örnek Almam: %6

Diğer sorular

Kaynak : www.upsam.org.tr

Pazartesi, Eylül 11, 2006

Şehit anneleri mektup

"Bir anne, bu ülkenin nimetlerinden yararlanan bir vatandaş ve ülkesini seven, her türlü şarta rağmen insanlığa faydalı olmak isteyen, üretmek için özel yaşamının yarısından çoğunu feda eden bir sanatçı olarak yazıyorum; Yazıyorum, çünkü artık ateş düştüğü yeri yakmakla kalmıyor, yavaş yavaş her yere sıçrıyor. Benim, anne olarak yüreğim böylesine acırken, o ateşlerin düştüğü yeri; o anaların yüreğini düşünün; O elleri öpülesi şehit analarının yüreklerini; Günlerdir gözüme uyku girmiyor. Hiçbir şeye konsantre olamıyorum. Şehit analarını ve onların gözlerinden sakındıkları şehit evlatlarını düşünüyorum. O evlatların nasıl büyüdüğünü, hangi fedakarlıklarla büyütüldüklerini düşündükçe aklımı yitirecek gibi oluyorum; Gözü yaşlı insanlar varken, ne olacağımızı bilmezken hayatı nasıl görmemezlikten gelebiliriz ki?

Neden Çelik Yelek Yok?

Yüreğim üzüntülü, yüreğim anaların acısına, yüreğindeki yangına ortak. Onları emzirirken bir gün tabuta koyacaklarını hiç akıllarına getirmeyen, ufacık ateşlendiklerinde sabahlara kadar uyumayan, onlar için damatlık hayalleri, torun hayalleri kuran, hergün avuçlarını açıp dualar eden, tezkereyi aldığı gün onun en sevdiği yemekleri yapmayı hayal eden anaların, bizler güvende yaşayalım diye oğullarını askere gönderen anaların bilmesini istiyorum ki, onlarla beraber bu acıyı taşıyorum, yaşıyorum. Onlara sabır diliyorum. Bir sanatçı olarak ben de onlar gibi çığlık atıyorum: Yeteeeerrr Lütfen bitsin artık bu acılar; Kendime bir soru soruyor, yanıtını bulamıyorum: Bu çocuklar, neden çelik yelekli değiller? Biz bu ülkenin duyarlı vatandaşları olarak bu ülkeye verdiklerimizin, ödediğimiz vergilerin karşılığını tabut olarak beklemiyoruz. Askerimiz korunsun, ülkemiz korunsun diye veriyoruz. Artık şehit vermek, şehit annelerinin feryadını duymak istemiyoruz."

SABAH

Salı, Temmuz 18, 2006

Makina yardım kampanyası

Okan Bayülgen`in Televizyon Makinası, önceki gece, yanan Ayvalık ormanlarının geri kazanımı için Hülya Avşar öncülüğünde başlatılan kampanyaya ayrıldı. Hülya Avşar, çocukluğunu geçirdiği Ayvalık`taki Şeytan Sofrası`nda 3 Temmuz 2006` da çıkan ve 300 hektarlık kızılçam ormanının yok olmasına neden olan yangın sonrası Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen ve Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer`in desteğiyle bir kampanya başlattı. Avşar, kampanyayı duyurmak ve bağış toplamak için önceki gece Kanal D`de ekrana gelen Okan Bayülgen`in "Televizyon Makinası" adlı programına konuk oldu. 165 bin fidan dikilecek TEMA Vakfı yetkililerinin de konuk olduğu programda gece boyunca kampanya hakkında bilgi verildi ve para toplandı. Yanan orman alanının yeniden yapılandırılması için 225 bin YTL gerektiğini belirten Avşar, "Yanan alanda 15 Kasım itibariyle fidanlar dikime hazır hale getirilecek. Toplam 165 bin fidan dikilecek. Ayrıca denizden söndürme botu alacağız" dedi. Programdan notlar... Programını Ayvalık kampanyasına ayıran Okan Bayülgen, yayın süresince ekranda bağış için hesap numaralarını göstermekle yetinmeyip stüdyo numaralarını konuklarına bölüştürerek telefonda da bağış topladı. Bayülgen, "Televizyon Makinası"nın müziğini de bağış için satışa sundu. Televizyon Makinası`nın melodisi için kısa mesaj yollayarak bağış yapanlar, iki saat içinde 142 bin YTL toplanmasını sağladı. Bağış yapan seyircilerden gelen telefonları, Hakkı Devrim, Zerrin Özer, Hülya Avşar, Rasim Öztekin, Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen ve Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer yanıtladı. Seyircilerin isimleri, telefon numaraları ve bağış miktarları alındı. Bazen telefonlar kilitlendi. İlginç bağışlar da yapıldı. Afganistan`dan arayan bir Türk işadamı kampanyaya bağışta bulunacağını ifade etti. Manisa`dan arayan bir öğrenci harçlığından 10 YTL`yi, Ankara`dan arayan bir işçi de yevmiyesinden 10 YTL`yi bağışlayacağını açıkladı. Omurilik felçlisi olan bir genç de kampanyaya bağışta bulundu ve omurilik felçlileri için de benzeri bir kampanya yapması için Okan Bayülgen`den söz aldı. Canlı yayına telefonla bağlanan Haluk Levent, kampanyaya destek için bir konser vermek istediğini söyledi. Hüsamettin Cindoruk kampanyaya 5 bin YTL, CHP Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu 1000 YTL bağışladı. Kaynak : Yehhu

Pazar, Temmuz 16, 2006

AĞAÇLANDIRMA KAMPANYASI

- 3 TEMMUZ HATIRA ORMANI İÇİN HÜLYA AVŞAR’IN DESTEĞİ İLE KAMPANYA BAŞLATILDI.

- BALIKESİR VALİSİ SELAHATTİN HATİPOĞLU “YANAN ALANLARA 166 BİN ADET AĞAÇ DİKİLECEK” DEDİ.
- HÜLYA AVŞAR “ORMAN YANGINLARINA YETERİ KADAR ÖNEM VERMİYORUZ.

3 Temmuz günü yanan 150 hektarlık orman alanı için Balıkesir Valiliği, Ayvalık Kaymakamlığı, Ayvalık Belediyesi, Küçükköy Belediyesi ve Ayvalık Ticaret Odası önderliğinden başlatılan kampanyaya destek Hülya Avşar’dan geldi.

Ayvalık Küçükköy Beldesi Toka Hotelde başlatılan 3 Temmuz Hatıra Ormanı kampanyası geniş katılımlı bir toplantıyla basına tanıtıldı. Basın toplantısında ilk sözü Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu aldı. Yangın ve yangın sonrası çalışmalar hakkında bilgi veren Vali Hatipoğlu, 113.8 hektarlık alanda çam ormanının yandığını, yanan alanlara 166 bin 815 adet fidan dikileceğini ve bunun ekonomik maliyetinin 225 bin 354 lira olacağını açıkladı. Vali Hatipoğlu “Gerek devletimiz, gerek sivil toplum kuruluşları, ormana yeşile gönül vermiş destek ve katkılarıyla daha geniş alanlarda ve sayıda fidan dikimi yapılacaktır. Söz konusu yerin eski ve doğal görünümüne gelmesi sağlanacak hem de örnek bir dayanışma ve yardımlaşma ile gerçekleşmiş olacaktır.”dedi.

Daha sonra söz alan Hülya Avşar ise “Burada bulunmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. Ayvalık’ taki yangın daha önceki yangınların içinden en iç acısı olanlardan bir tanesiydi. Nereye gidiyoruz diye düşünmekten kendimi alamadım. Ve anladım ki bu orman yangınlarına artık yeteri kadar önem vermiyoruz. Çok doğal hale geldi. Ayvalık’ a gönül vermiş biri olarak ta bu kampanyanın içinde bulunmak istedim.”dedi.

Kampanyanın mimarlarından birisi olan Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer ise kampanyaya yurt genelinde büyük ilgi olacağına inandıklarını dile getirdi. Gençer başta Balıkesir Valisi Hatipoğlu ve Hülya Avşar başta olmak üzere desteklerini esirgemeyen bütün katılımcılara ve basına teşekkür etti. Rahmi Gençer “Kampanyamıza destek vermek isteyen vatandaşlarımız Denizbank Ayvalık Şubesi 02202020, İş bankası Ayvalık Şubesi 625612, Vakıfbank Ayvalık Şubesinde 2019000 nolu hesaplara hiçbir masraf ödenmeden bağışta bulunabilirsiniz. Desteklerinizi bekliyoruz” dedi.

3 Temmuz Hatıra Ormanı için kurulan komitede Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu, Ayvalık Kaymakamı Nazım Madenoğlu, Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, Küçükköy Belediye Başkanı Nedim Özdemir, Sanatçı Hülya Avşar, Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer, Orman Bölge Müdürlüğü, Ege Orman Vakfı ve Tema Vakfı gibi isimler ve kurumlar yer alıyor.

Kaynak : AYVALIK BELEDIYESI

Salı, Ocak 03, 2006

Gökkuşağı Projesi : Avşar özürlüler için oynadı

Hülya Avşar, özürlüleri topluma kazandırmak amacıyla Başbakanlık tarafından başlatılan 'Gökkuşağı Projesi' tanıtım filminde yer aldı. Avşar, mesajını da verdi: Özürlüleri fark edin!.

Şemsiyeyle koruyor
Hülya Avşar; özürlüler için kamera karşısına geçti ve Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın başlattığı 'Gökkuşağı Projesi'nin tanıtım filminde rol aldı. Tanıtım filmi, özürlülük konusunda toplumdaki yanlış yargıların silinmesi ve onların eğitimlerine destek verilmesi için bir çağrı niteliği taşıyor. Avşar filmde; yürüme engelli Turunç'u, gökkuşağı renklerinin hakim olduğu bir şemsiyeyle yağmurdan koruyor.

Halimize şükredelim!
Özürlü olmak ne bir suç ne de bir hatadır; bence her gün halimize şükretmeliyiz" diyen Avşar, tanıtım filminin gerekli mesajı vereceğini söylüyor: "Her gün yanlarından geçip de fark edemediğimiz binlerce özürlü var. Oysa onları fark etmemiz, onlarla ilgilenmemiz gerekiyor." Plato Film'in çektiği tanıtım filminde Avşar'ın yanı sıra Sinan Çetin, Perran Kutman ve İbrahim Kutluay da yer aldı.

Tanıtım filmiyle toplanan bağışlar eğitimde kullanılacak
"Herkesin insanca yaşamaya ne kadar hakkı varsa, özürlülerin daha fazla hakkı var diye düşünüyorum" diyen Hülya Avşar'ın rol aldığı tanıtım filmi birkaç gün içinde televizyonlarda yayınlanacak. Avşar'ın yürüme engelli Turunç isimli küçük kızı yağmurdan koruma görüntülerinin yer aldığı film sayesinde toplanacak bağışlar, özürlülerin eğitiminde kullanılacak.

MEHMET ÇALIŞKAN
SABAH

Pazartesi, Mayıs 02, 2005

Eğitime %100 Destek

Hülya Avşar: "Okul yaptırmak için M.E.B. ile ortak çalışma yapacağım..."

Ünlü Sanatçı Hülya Avşar, "Ben bir sanatçı duyarlılığı ile kazandığım birikimlerim ile insanlara faydalı olacak işler yapmayı seviyorum. Okul yaptırmak benim için büyük bir zevk. Bundan böyle Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışma yapmaya karar verdim" dedi.

Kaynak: 02.05.2005, Bediz DOĞAN Tercüman

Perşembe, Nisan 21, 2005

Sanat okulu açıyor

Müjdat Gezen'den sonra Hülya Avşar da sanat okulu açmak için kolları sıvadı. Sanatçı, Kadın İsterse dizisinde rol arkadaşlarıyla birlikte ortaklaşa okul kuracak

Kadın İsterse dizisi ile uzun zaman sonra aradığı başarıyı yakalayan Hülya Avşar, önceki gün dizi çekimlerinde ekip arkadaşlarıyla birlikte bir sanat okulu açacağının müjdesini verdi. Bu fikrin Kazım Akşar'dan (Cavit) çıktığını söyleyen Avşar şöyle anlattı projeyi: "Cihan Ünal, Derya Baykal, Zerrin Sümer ve Kazım Akşar'la sohbet ederken böyle bir şeye karar verdik. Sanat okulunda belli projelerimizi kendimiz yapıp, kendi oyuncularımızı yetiştireceğiz. Hem senaryo dersi hem de oyunculuk eğitimi vereceğiz. Bizim de içinde olacağımız diziler, filmler, tiyatro oyunları gibi projeler tasarlayacağız. Kabiliyeti olupda bize ulaşamayan o kadar çok kişi var ki. Ama belli kriterlerimiz olacak. Herkes bu okula giremeyecek. Mülakattan geçecekler tabii ki. Mimik ve sinema oyunculuğu adına 20 yıllık sinemacı olarak bugüne kadar edindiğim tecrübelerle faydalı olmaya çalışacağım gençlere."


Kaynak: Vatan

Salı, Nisan 05, 2005

ACNielsen Markalar Araştırması yayınlandı

MARKALAŞMIŞ SANATÇI

Türkiye’de marka olmuş sanatçı olup olmadığı popüler üzerinde sıkça konuşulan zaman zaman tartışılan bir konu olmuştur. Biz de bu konuya bir nokta koyalım, tüketici kimi, hangi sanatçıyı marka olarak görüyor, marka olduğuna inanıyor diye soralım istedik.
Tüketicilere “İsminin bir marka olduğuna inandığınız sanatçıyı belirtir misiniz ?” sorusu yöneltildiğinde % 40’ı “marka olmuş sanatçı yok” cevabı verildi.
Marka olduğuna inanılan sanatçılar sıralamasında Hülya Avşar %15.8 ile ilk sırada yer aldı. İbrahim Tatlıses % 9.5 ile ikinci sırada yer alırken, Tarkan % 8.5 ile marka olduğuna en fazla inanılan üçüncü sanatçı oldu.
Aşağıda marka olduğuna inanılan sanatçılar ve belirtilme oranları (%) gösterilmektedir.


Kaynak: ACNielsen BASIN DUYURUSU-Nisan 2005

Pazartesi, Ocak 10, 2005

Hep onun zamanı

Yıl 1983… İleride koca bir ülkeyi peşinden koşturacak, kişileri yeri geldiği zaman kızdırıp yeri geldiği zaman ayaklandıracak bir yıldız doğuyordu. Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği bir güzellik yarışmasından başından taçla ayrılan bu genç kızın evli olduğu ortaya çıktığında tacı elinden alınıyordu.Bu genç kızın adı Hülya’ydı.22 yıl boyunca ona sinir olanlar, küfür edenler olacak ama hiç kimse ona kayıtsız kalamayacaktı. Perihan Mağden’in dediği gibi ”zaman zaman acayip gıcık olabileceğiniz,zaman zaman hoşlanabileceğiniz bir post modernite başeseri”dir O… Hülya bir Ege çocuğu… 63 yılında doğmuş…Baba Avşar aşireti mensubu…Anne Edremitli…Aile “Malakan Curri”diye çağırıyor, Sarışın anlamında… İki kız kardeşi daha var. İlkokul sırasında Ayvalık’tan Ankara’ya taşınıyor aile. Orta ve lise tahsilini de bu kentte tamamladı Hülya. Çocukluğunda çok haylazmış. Şımarık ancak zeki… Öyle haylazmış ki mahallede dövmediği erkek yokmuş. Anne ve baba çalıştığı için ev işlerinin üstesinden de gelebiliyormuş. Okula giderken çantasına kitaplarını değil, makyaj malzemelerini ve jean eteğini alırmış. En iyi arkadaşı kızına da adını verdiği –ne tesadüf ki kaynanasının adı da aynı- Zehra’ydı. Liseyi bitirir bitirmez kendisinden 9 yaş büyük Mehmet Tecirli isimli bir mühendisle evlenip Antakya’ya yerleşti. Bir yıl bile geçmeden kocasını terk edip İstanbul’a güzellik yarışmasına katılmaya gitti. 16 yaşında evlendi, 17 yaşında taç giydi. Tacı elinden alındıktan sonra ilk filmi “Haram” ı çevirdi. Sonra ardı ardına geldi filmler…Ve yaşamına giren erkekler…Futbolcu Tanju Çolak,iş adamları Osman Hattat ve Mehmet Aşçıoğlu, sanatçılar İbrahim Tatlıses ve Coşkun Sabah ilk akla gelen isimler..Kendisini tanıdığımda Tatlıses’e takılıyordu ve genelde basından kaçıyordu. İzmirli bir magazinci arkadaş aracı oldu röportaj için..O sıralarda sahneye de çıkmıştı. Erdem Siyavuşgil, Belkıs Aran, İlyas Tetik gibi müzisyenlerden iki sene müzik eğitimi almıştı. Gazino kulisinde gerçekleştirdik söyleşiyi… ”Playboy Türkiye” baskısında çıkan röportaj olay oldu. İyi bir sinema oyuncusudur Hülya…”Fazilet”teki rolüyle Sinema Yazarları tarafından en iyi kadın oyuncu, ”Benim Sinemalarım”daki rolüyle Tahran Film Festivali’nde ödüle layık görüldü. 1993 de Moskova Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülü aldığı“Berlin Berlin”de mastürbasyon sahnesiyle adeta tabuları yıktı. Hülya’nın yaşamında yapmak istediği sanatın her dalında adından söz ettirmek değildi. İyi bir evlilik yapmak ve çocuk sahibi olmak istiyordu. Kaya Çilingiroğlu ile 10 yıllık bir beraberlikten sonra doğdu Zehra. Paris Büyükelçiliğinde karnındaki bebekle nikah masasına oturmuştu..Kaya aslında hiç tipi değildi..O esmerlerden hoşlanıyordu ama ne olmuşsa bir elektriklenme olmuştu aralarında. Hülya bu arada neler yapmadı ki…”Bugün Benim Doğum Günüm” adlı tek kişilik oyunu vardı. Tv dizileri ve şovları yaptı. “Kadın İsterse” ile şimdilerde yine ekranda. Ekonomi profesörlerini kızdıran “girişimcilik” üzerine konferanslar verdi. Adını taşıyan tişörtler üretti. Hülya Magazin’i çıkardı. Monica Seles’le yaptığı tenis maçı onun her şeye ulaşabileceğinin de bir kanıtı. Sabahları mutlaka müzikle uyanır. Uykuya çok önem verir. Gece hayatı yok. Dini inançları kuvvetli. ” Kalbin Zamanı’ndaki Belkıs gibi yanlışlar yaparak öğrendim her şeyi “diyor ve bu yıl yaptığı filmlerden yine ödüller bekliyor. 2004 de yazılı basında 4287 habere konu olarak bir rekor kıran Hülya’nın çalışkanlığına, üretkenliğine, ticari kafasına, spordan anneliğe her işi yapmasına, güzelliğine hayran olmamak mümkün değil…

Kaynak: Hürriyetim

Pazar, Kasım 21, 2004

Niye hep O

TÜRKİYE'de erkeklere, ‘Türkiye'nin en güzel kadını kimdir' sorusu sorulduğu zaman, hep aynı cevap çıkıyor: ‘Hülya Avşar...'
Bundan 5-6 yıl önce bu soru bana sorulduğu zaman, ben de otomatik olarak aynı cevabı verirdim.Tabii, ‘Eşimden sonra' diyerek. Yani tedbirli; ama gerçekçi bir cevapla.
* * *
Acaba neden?Neden biz erkekler çoğunlukla ‘Hülya Avşar' diyoruz? Bu bir klişe mi? Benim taparcasına sevdiğim başka kadınlar da var.
Kronolojik olarak sayıyorum. Silvano Mangano, Sophia Loren, Lauro Antonelli...Hülya Avşar nesline girersek... Penelope Cruz... Ve şimdilerde Monica Belluci...Ama Türk deyince, aklıma hemen Hülya Avşar geliyor.Yıllarca önce bir de Arzu Okay vardı.
* * *
İtiraf edelim ki biz Türk erkeklerinin ezici kadın tipi Hülya Avşar.Kimimiz hayranlıkla, kimimiz ezilmişlikle, kimimiz ezme arzusuyla, kimimiz tapınma ihtiyacıyla, kimimiz bilemediğimiz, açıklayamadığımız bir duyguyla. Bize, ‘En beğendiğiniz kadın kim' diye sorulduğunda, içimizdeki otomatik bir düğme, ‘Hülya Avşar' düğmesine basıyor.Hülya Avşar ilk defa İbrahim Tatlıses filmlerinde dikkatimi çekmişti. Bana göre ‘gözleriyle oynayan' ilk Türk yıldızıydı.Bugünlerde aynı duyguyu Sanem Çelik'te yaşıyorum.Çünkü Hülya Avşar'dan sonra gördüğüm, gözleriyle her şeyi anlatan tek yıldız o...Ama Hülya Avşar yine de başka...Bir kere hepinizle ‘flört ediyor'...
* * *
Bir yanıyla, eşlerimizin kabul edebileceği tek ‘meşru kuma' o. Çünkü hayali... Yani en tehlikesiz olanı.Sanal aldatmaların, sanal öznesi.Anlayacağınız, Osmanlı'dan beri kafamıza cinselliğin sembolü olarak yerleşmiş ‘Rum dilberinin' yerine çok daha tahrik edici bir Müslüman kadınını koyuyoruz. Alenen dekolte göğsü ve bize aynı hissi veren örtülü kalçalarıyla.
* * *
Dün Hürriyet'te Sophia Loren'in fotoğrafını gördüm.70 yaşını geçti.Hálá kadın.Hálá bana hayal kurduran o kadın.Hálá bana umut veren, hayatın var olduğunu ispatlayan o siluet. Onun karşısına bugünün Hülya Avşar'ını koyuyorum. Eminim 30 yıl sonra, bugünün gençleri Hülya Avşar için de aynı şeyi söyleyecek.
Yani bitmeyen kadın. Her Türk erkeğinin, dünyalar kadar sevdiği karısına ‘meşru bir kuma' olarak kabul ettirebileceği, o güzel, şuh, neşeli, aynı zamanda ahlaklı, meydan okuyan kadın. Hülya Avşar...

Ertu
ğrul ÖZKÖK
SABAH

Çarşamba, Nisan 14, 2004

İkinci kitap : Mavi Kelebeğin Savaş Dansı

Hiç mavi bir kelebeği ağlarken görmek mümkün mü? Biz yıllar gördük hep birlikte. Tacı alınmıştı elinden ve ağlıyordu. Her kelebek gibi ömrü kısa olur dediler. Oysa renkleri onun savaş boyaları çıktı. Dans etmeye başladı mavi kelebek. Her adımı ses getiren bir danstı bu. Yavaş yavaş büyüdü, yaşaması gereken zamandan çok daha uzağa giden bir yolculuk büyüdü. Kimilerini hayran bırakarak, kimilerini geride bırakarak ama her adımında izler bırakarak büyüdü.

Yılların magazin gazetecisi Mehmet Çalışkan'ın kaleminden Hülya Avşar'ın genç kızlıktan starlığa giden yolun öyküsünü okuyacaksınız. Son beş yıldır Hülya Avşar'ın hayatını takip eden gazeteci Mehmet Çalışkan farklı yorumu ile size mavi bir kelebeğin gizemli öyküsünü sunuyor. Siz hiç bir kelebeği savaşırken gördünüz mü?S

(Arka Kapak)


Pazar, Nisan 11, 2004

Hülya Avşar hakkında kitap yazdı

Sabah Magazin Servisi'nin acar muhabirlerinden Mehmet Çalışkan, 5 yıldır adım adım izlediği Hülya Avşar'ı anlatan bir kitap yazdı. Adı; Mavi Kelebeğin Savaş Dansı....

Mehmet Çalışkan, 9 yıl önce Sabah Magazin Servisi'nde çalışmaya başladığında iletişim fakültesinden henüz yeni mezun olmuş, heyecanlarla dolu genç bir gazeteci adayıydı. Meslek yaşamının bu 9 yılını birlikte yaşadık, bütün heyecanları birlikte paylaştık. Yöneticisi olarak onun nerelerden nerelere geldiğini görmek, beni gururlandırdı. Çünkü Mehmet'in başarısı hepimizin başarısıydı.

Adım Adım İzledi
Magazin Servisi'nin yapılanması içinde, arkadaşlarım belirli alanlardan sorumludur. Mehmet'in görevi de sinema oldu. Hülya Avşar'ı da bir sinema filminde, "Salkım Hanım'ın Taneleri"nde tanıdı. Sonra da onu adım adım izledi. Bir muhabirin bir sanatçıyı çok yakından tanımasının gazeteciliğinde ona her zaman avantaj sağladığına inanırım. Aynı avantaj sanatçı için de geçerlidir. Muhabir verdiği güven duygusuyla her zaman karşısındaki insandan en özel, en doğru haberi alır. Sanatçı ise güvendiği kişiye her şeyi anlatır.

Başarısının sırları ne?
Mehmet ile Hülya Avşar'ın da yıllar içinde aralarında böyle bir bağ oluştu. İşini yaparken prensiplerine çok önem veren Avşar, Mehmet'in gazetecilikte tavrına, mesleğine olan bağlılığına, saygısına inandı ve peşindeki onlarca gazeteci arasında Mehmet'i her zaman ayrı bir yere koydu. (En azından biz öyle hissediyoruz.) Ve Mehmet Çalışkan, yıllardır tanıdığı Hülya Avşar'ı, o parıltılı yaşamın içindeki kadını kendi gözlemleriyle satırlara döktü. O satırlar birikti bir kitap oldu. Adı "Mavi Kelebeğin Savaş Dansı." Kitap önümüzdeki cuma günü satışa çıkıyor. Popüler kimliğinden öte, Hülya Avşar'ın içindeki kadını, başarısının sırlarını, 20 yıldır nasıl zirvede olduğunu, hayatının zor dönemeçlerinde neden savrulmadığını merak ediyorsanız, "Mavi Kelebeğin Savaş Dansı"nı okumalısınız.

Şengül Balıksırtı
SABAH

Çarşamba, Mart 17, 2004

2004: Vergi Rekortmeni

Rekortmenlik sürüyor

Sanatçılar arasında bu yıl da gelir vergisi rekortmeni Hülya Avşar oldu. Geçen yıl 2 trilyon 600 milyar kâr beyan edip 1 trilyon 161 milyar vergi ödeyen Avşar, bu yıl 2 trilyon 670 milyar kâra karşılık ödeyeceği 1 trilyon 200 milyar lira vergiyle sanatçılar arasındaki rekortmenliğini sürdürdü.

Geçen yıl 776 milyar kâra karşılık, 340 milyar vergi ödeyen Mehmet Ali Erbil, 2003'te kazancını yüzde 240 artırıp vergi sıralamasında ikinci oldu. Avşar gibi bir yıl öncesine oranla vergi matrahı ve vergi miktarında pek bir değişiklik yapmayan Cem Yılmaz, sanatçıların vergi listesinde üçüncülüğünü korudu. Yıllık kârı 1 trilyonun üstünde olan sanatçı sayısı bu yıl, 8'den 5'e indi.

Onlar kaybetti
Magazin dünyasının birçok ismi, geçen yılı hayli kayıpla kapattı
İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Gülben Ergen, Türkân Şoray, Ebru Gündeş, Yılmaz Erdoğan, Aşkın Nur Yengi, Cem Davran ve Deniz Akkaya, bir yıl öncesine oranla 2003'ü kayıpla kapatan isimler arasında yer aldı.

2003'te Mehmet Ali Erbil gibi kazancını katlayanlar ise Seda Sayan, Nilüfer, Candan Erçetin, Pınar Altuğ, Petek Dinçöz, Tarkan, Meltem Cumbul, Tamer Karadağlı ve Berna Laçin oldu.

Petek Dinçöz'ün konser ve kaset satışlarından elde ettiği gelirle, şarkıcılığın yanı sıra televizyonda şov programı yapan Ebru Gündeş'i geride bırakması, birkaç gün önce 172 milyara cip alan Davut Güloğlu'nun sadece 28 milyar vergi ödeyecek olması dikkat çekti.

"Taşfırın erkeği" karakteriyle şöhretle tanıştığı yıl 14 milyar vergi ödeyince maliyecilerin hesaplarını incelemeye aldığı Tamer Karadağlı, bu yıl vergide Tarkan'ı bile solladı.

Şirketleri ödüyor
Vergi listesinde alt sıralarda yer alan Tarkan'ın mali müşaviri Kenan Kır, "Tarkan asıl vergiyi sahibi olduğu Hitt Prodüksiyon aracılığıyla ödeyecek. Şu andaki hesaplarımıza göre şirket 1 trilyon 459 milyar kâr beyan edip 437 milyar vergi verecek" dedi.

Özcan Deniz'in de kendi adına değil, sahibi olduğu Deniz Prodüksiyon adına vergi ödeyeceği belirtildi. Tarkan gibi kurumlar vergisi ödeyecekler arasında İbrahim Tatlıses de var.

Kaynak: Kıbrıs gazetesi



Salı, Şubat 03, 2004

20 yıllık karier

Hülya Avşarengül Balıksırtı: reportaj

"Çalışırken hiçbir zaman kaytarmadım"
Popüler kültürün kraliçesi Hülya Avşar başarısının sırrını çok çalışmaya ve taviz vermediği disiplinine bağlıyor. Avşar kızı, "Eğer sadece güzelliği ile iş yapan bir kadın olsaydım bu kadar yorulmazdım" diyor..

YİRMİ yıldır zirvede olmak, yirmi yıl boyunca çok konuşulmak, çok konuşturmak... Popüler kültürün kraliçesi Hülya Avşar bu yolları nasıl aştı? Bu sorunun yanıtını ararken görüyorsunuz ki bu planlanmış bir hayatın sonucu değil. Liderlik onun doğuştan gelen özelliği. Hep önde olmanın bir bedeli vardır ve o bedel insanı yorar diye düşünüyorum. Ama Hülya'yı her şeyden çok kendi disiplini yormuş.

şengül Balıksırtı: * Yaptığın her şey çok konuşuluyor. Porsche'unu bırakıp bir pick-up aldın ve araba senin sayende popüler oldu. Yaptıklarının nasıl ses getireceğini önceden hisseder misin?
Hülya Avşar: Ben kendi hayatımı kolaylaştırabilecek ne varsa onu yapmaya çalışıyorum. Gösterişten ve lüksten uzak yaşamaya çalışıyorum, dolayısıyla benim yaptığım şeyler de insanlara hoş, güzel ve mantıklı geliyor. 'Hülya Avşar aptalca lüksler için para harcamadığına göre biz niçin harcayalım?' diyorlar. Ayrıca araba vergisi konusunda da avantajlı duruma geçtim. Bu kadar çok vergi ödemek bana çok ters geliyor. Türkiye'de maalesef şöyle bir anlayış var; Zengin kardeşim, öyleyse ödesin! Lüks arabaya binenlerin, lüks evlerde oturanların tepesine binilmiş vaziyette. Oysa sırf hobisi için her şeyini satıp bir arabaya yatırmış olan insanlar da olabilir. Sonuçta ben bu arabayı aldım. İnsanlar vergi ve kullanım açısından avantajlarını gördüler. Sağlam, lüks... Bunun özelliklerini öğrenince 'Hülya yapıyorsa biz niye yapmayalım' diyorlar.

VERGİDE YİNE ZİRVEDE
* Çok param olsa da sokağa atılacak param yok' diyorsun.

Kesinlikle. Çünkü ben paranın nasıl zor kazanıldığını en iyi bilenlerden biriyim.
* Çok yoruldun mu?
Gerçekten çok yorulmuşum. Parayı kazanmak için değil ama parayı kazanırken yaptığım işi iyi yapabilmek için çok yorulmuşum. Disiplin ve işe saygı beni çok yormuş. Hiç kaytarmamışım. Kaytararak çalışsaydım, sadece güzelliği ile iş yapan bir kadın olsaydım bu kadar yorulmazdım.
* Şimdi vergi zamanı geliyor. Birinci olabilecek misin?
Mali müşavirimin söylediğine göre birinci olmayabilirmişiz. Geçen yıla göre daha az iş yapmış olma ihtimalim var. Yalçın Bey bu konuda biraz pesimist. Ama birinci olmaya o benden daha meraklı.
* Sen de var o duygu...
Evet var. Garip bir tuzak bu.
* Birinci olmazsan üzülür müsün?
Çok üzülürüm. Gerçi birinci olmanın mutluluğunu bana çok fazla yaşattıklarını söyleyemem. Ben maliye bakanı olsam üç-dört sene birinci olmuş bir sanatçıya özel bir şey yaparım. Bu konuda arsızım, biraz şımartılmak istiyorum. Ama hiç böyle bir şeyle karşılaşmadık. Buna rağmen 'acaba ikinci mi olurum?' diye sinir basıyor. Yandım yani ben. Tam bir tuzak...
* Hiç ikinci olamaz mısın?
Çocukluğumdan beri sporda da arkadaşlık ilişkilerimde de hep bir liderlik durumum vardı benim. Bir işi düzgün ve iyi yaparsan zaten öne geçiyorsun. Ben öyle bir ailede büyüdüm ki, bir kere bir aşiret kızı olmanın verdiği çok önemli şeyler var bana. Olayları algılama oluyorsun. Ya evham yaparsın, onun verdiği elektrik seni çökertir ya da 'dur bakayım her şeyde bir hayır vardır' diye bakarsın. Hastalık ve sevdiklerinin kaybı gibi konuların dışında olayları göğüslüyorum. Topu göğsüme alıyorum önce. Ondan sonra gol atıyorum. Ya da çok iyi bir pas veriyorum. İkisinden birini çok iyi yapıyorum. Çünkü topu göğüslediğin zaman olaylara dört beş açıdan bakabiliyorsun. En iyisi hangisiyse onu seçiyorsun.

EN BÜYÜK BAŞARI AİLE
* Bu nasıl bir tatmin sağlıyor?
Benim için en büyük başarı bu aslında hayatta. İnsanın özel hayatındaki başarılar çok daha önemli bence. Çünkü bu durum işine de yansıyor, ilişkilerine de.
* Hep dengeden söz ediyorsun. Sanki evde bir sorun olsa işinde başarılı olamazsın gibi; yanılıyor muyum?
Çok doğru. İşteyken bilmeliyim ki evdeki her şey düzenli gidiyor. Günde sekiz saat çalışmak, akşam 5'ten 6'dan sonra evde olmak hep bundan kaynaklanıyor. Böyle olmasa özel hayatım dağılır. O zaman başarılı olamam. Bugün bu kuralları evimde ve iş hayatımda da uygulamam her şeye yansıyor. İç huzurum için bunları istiyorum.
* Senin bu halin bir erkeği mutlu da edebilir mutsuz da. Kaya Bey bu durumdan mutlu mu?
Önceleri bu kadar düzenden memnun değildi. Kaya'nın arkadaşları dalga geçerler benimle, 'burası nazi kampı' gibi derler. Ama bundan Kaya da memnun. O düzen ona da yansıdı. O da dağınıklık gördüğünde rahatsız olur ama ona da sormak lazım.

HAYATIM ÇOK DÜZENLİ
* Siz ne dersiniz Kaya Bey?
Sıkan tarafları da var, iyi tarafları da var. Ama dağınık bir kadınla yaşayamazdım. Ben zaten titiz bir adamım.
* Sürekli bu evlilikte şanslı kişinin Kaya Çilingiroğlu olduğu söyleniyor. Peki senin için şans değil mi? Hülya Avşar gibi bir kadını taşıyabilmek kolay olmasa gerek. Bu önemli değil mi?
Öyle olmasaydı yürüyemezdi zaten. Karışmama meselesi de son 6- yıldır var, ondan önce karışıyordu. İlk flört ettiğimiz zamanları anlatsam ayrı bir röportaj konusu olur. Bir keresinde seti basmıştı. Berlin Berlin filminde gece çekimi yapıyoruz. Saat 12'de en önemli sahneyi çekmeye hazırlanırken ışıklar söndü. Ne oldu derken bir de baktık kapı açıldı, Kaya girdi içeriye. Yukarı çıkarken şalterleri indirmiş.
Kaya: Bilmiyorum ki. Yanlışlıkla bir şeye basmışım. O zaman flört etmeye yeni başlamıştık. Bilmiyordum ki Hülya'nın iş düzenini. 'Saat 7'de gelirim' diyordu. 10-11 olmuş yok. Ben de çek etmek için gitmiştim, orada mı değil mi diye...
Hülya: O dönemler buna benzer şeyler çok yaşadık. Böyle bir sebepten ayrılmaya bile kalktık Ankara'da hatırlıyor musun? Ama bence hiçbir kadın işini bir erkek için bırakmamalı. Bir erkeğe aşık oldum diye işimden vazgeçmem. Kaya da anladı ki ya ayrılacağız ya da kabul edilecek bazı şeyler. Zaman içinde bu sorunları aştık.
* Şovunda sürekli 'Aman Kaya duymasın, aman Kaya görmesin' diyorsun. Bu şovun bir parçası mı yoksa Kaya'nın gerçekten korkutan tarafları var mı?
'Bunu duymasın' diyorsam gerçekten bir çarpıntı yaşıyorum demektir. Havadan sudan demiyorum yani... Geçen gün benden telif hakkı bile istedi adını kullandığım için.
* Birlikte yapmaktan en çok keyif aldığınız şey nedir?
Görüşmemek. (Kahkahalar atıyor...) Kaya hakikaten ne yapıyoruz? Arkadaşlarımızla gırgır şamata, birer kırmızı şarap, müzik dinlemek...
* Yalnızken...
Birbirimizi görmemeyi tercih ediyoruz. O üst katta ben alt. Çünkü 15 sonra takışıyoruz. Ya gazete yüzünden ya başka bir şey yüzünden.
* İnsanlara inanılmaz sorular soruyorsun. Sana sorulsa sinirlenirsin. Ne var sende. İnsanlar niye yanıt veriyor?..
Söyleme tarzı ve karşındakinin sana karşı duyguları da çok önemli. Hani Hande Ataizi'nin sorduğu ve tokat yediği olay var ya... O soruyu ben sorsaydım karşımdaki belki de boynuma sarılıp öpebilirdi... Ben o sorunun iki misli ağırını sordum insanlara.
* Bir şeyden utanır mısın?
Ailevi konuların çok ortalığa çıkmasından utanırım.

Kaynak: Sabah

Pazar, Aralık 28, 2003

Avşar yaklaşımının sosyolojik tahlili

HÜLYA AVŞAR VE BÜTÜN KADINLAR

Doksanlı yılların başında Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından Ankara’da Aile Şûrası düzenlenmişti. Bu ilk Aile Şûrası toplumun çeşitli kesimlerinden ve üniversitelerden bir çok kişiyi bir araya getirmişti. Kadın ve aile üzerine tartışma ve müzakereler, farklı görüş ve yaklaşımlarla canlı bir entelektüel platform oluşturmuştu. Bütün katılımcılar bu kültürel hareketlilik ve çok seslilikten memnun görünüyordu. Ancak bir sorun vardı. Toplumun tümünü ilgilendiren ve böylesine verimli geçen bir toplantının salonlarda kalacak olması ve gerçek adreslerle muhatapların bu gelişmeden haberdar olamayacakları düşüncesi katılımcıları üzmüş görünüyordu. Bu çerçevede ortaya çıkan sitem üzerine ünlü sinemacı, rejisör Halit Refiğ söz aldı ve şunları söyledi: “Gerçekten bu organizasyonun bir şeyi eksik. Eğer Hülya Avşar da buraya çağırılsaydı, medyanın konuya ilgisi de daha farklı ve istekli olurdu. O zaman Şûra’nın aktüel sonuçları çok yaygın bir etkiye sahip olurdu.” Bu konuşmanın tebessüm ve alkışlarla karşılandığını hatırlıyorum.

Hülya Avşar Marka mıdır, Model midir?

Sayın Refiğ burada, popüler ilginin yaratılmasında popüler simgelerin önemine işaret etmektedir. Hülya Avşar adının tüm etkinlik ve organizasyonları popüler bir cazibe merkezi haline getireceği var sayılmaktadır. Ünlü kadınlar, sinema ve medya dünyasının starları bu işlevi en yüksek düzeyde yerine getiren modellerdir. Hülya Avşar bu kategorinin son yıllara damgasını vuran bir ismidir. Marka olduğunu öne sürmekte ve böyle anılmayı önemsemektedir. Bu ekonomik tanımlanma kendisi için ne kadar geçerli ve gerçekçidir? Tartışılabilir; ama Avşar’ın modern Türk kadının önündeki modellerden biri olduğunda kuşku yoktur. O nedenle bir model olarak yapıp ettiklerinin, düşünce ve söylemlerinin her zaman toplumsal bir yankıya uygun olduğu söylenebilir. Onun bu çerçevedeki söylemlerinden biri de Milliyet’in Popüler Kültür Gazetesinde Can Dündar’a verdiği röportajda yer alıyor. Bu uzun röportajın özeti olabilecek kısmında aynen şunları söylüyor:

“Her şey istediğim doğrultuda gidiyor. Bir kadının isteyebileceği her şeyi elde ettim. İşim, evim, çocuğum var. Hayata karşı gardımı çabuk aldım. Küçük yaşlarda para kazandım ve iyi değerlendirdim. Kimseye mecbur kalmadım. İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım. Evlenmek, çocuk yapmak istiyordum, yaptım. Ama ne eşim için işimden, ne işim için eşimden vazgeçtim. Evliliğimde taşlar yerine oturdu. Evlilik zaten bir süre sonra anlayışa, hayatı paylaşıp düzgün yaşamaya dönüşüyor. Bugün nihayet kendi kendime yeterli hale geldim. Bu kendime güvenimi artırdı. Şimdi tam istediğim gibi yaşıyorum. Organizasyon yeteneğim sayesinde, hayatımı ve işlerimi otomatiğe bağladım. Kendime zaman ayırabiliyorum. Her sabah spor yapıyorum. Kızımla yakından ilgileniyorum. O kadar ki, sorsanız beni ev kadını sanabilirler. Bir de okul yaptırdım, vicdanım rahat...”

Bir kadının isteyebileceği her şey

Hülya Avşar’ı son beyanatıyla bizim sütunlarımıza taşıyan “bir kadının isteyebileceği her şeyi elde ettim” şeklindeki iddialı sözleridir. Açıklamaya bakılırsa bir kadının istediği her şey Avşar’a göre kontrolünde giden bir hayat, kimseye mecbur kalmadan yaşama, para kazanmak ve kazandığı parayı değerlendirme becerisi, kendine güven, kızıyla ilgilenmek, spor yapmak, evliliği rayına oturtmak, kocayı işe, işi kocaya karıştırmamak.

Hiç kuşkusuz bu röportajın yılın son ayına rastlaması ve milli piyango biletlerinin piyasaya arz edildiği günlerde yayımlanmış olması bir rastlantıdır. Aksi halde Avşar’ın trilyonlar size çıksa ne yapardınız? sorusuna cevap verdiğini sanacak insan. Doğrusu ortalama bir kadınının beklentilerine tercüman olabilecek bir yaşam gardı için Hülya Avşar olmaya gerek var mı? diye sorası geliyor insanın. Elbette böyle bir soru Avşar’ın bu ortalamanın neresinde olduğu kadar, gerçek temsil düzeyi ile de ilgilidir? Eğer Avşar kızı kendini ortalama bir temsil yeteneğinde görüyorsa sorun yok. Ama bu durumda da söz konusu ortalamanın çok üstündeki dünyevî ve toplumsal hırslar nasıl açıklanacaktır? Bunca uğraşlar, bunca girişim çabası, medyatik serüven, sahne aktivasyonu, evliliğin bilinen dalgalanmalarıyla can siperane mücadelenin bir açıklaması mutlaka olmalıdır? Eğer onun yaşama ilişkin tüm beklentileri söz konusu röportajda söyledikleriyle sınırlı ise bu, düşünen insanlara modern kadının konumuna ilişkin değerlendirme hakkı vermektedir.

“Türk Aile Sosyolojisi” açısından

Bu değerlendirme basında pek fazla hevesli bulmadı. Birkaç örnekten en dikkat çekici olanı ise Avşar’ın sözlerini makalesine başlık yapan Milliyet yazarı Ece Temel Kuran’ın yazısı oldu. Bu yazı, her şeye sahip olduğunu öne süren birinin gerçekte mutsuzluğu üzerinden üretilen bir paradoksa işaret eder.

Ben de Fakültemde, yüksek lisans öğrencilerimle Türk Aile Sosyolojisi dersinde tartıştım Avşar’ın sözlerini. Avşar’ı modern kadının modeli haline getiren etkenlerden biri kadın özgürlüğü konusunda simgesel bir öykü ortaya koymasıdır. Bu öykü, “kadın özgürlüğünün kadının ekonomik bağımsızlığı ile birlikte yürüdüğü” argümanı üzerine gelişir. Avşar örneğinin buna bir kanıt olarak ortaya çıkması gerekirdi. Oysa böyle olmamış, öğrencilerim Avşar’ın özgürleşmediğini tersine, “topluma” ve “toplumsala” oynadığını belirtmişlerdir. Bu da hiç kuşkusuz Hülya Avşar’ın şahsında toplumsalın tanımında ve sınırlılığında gelişen bir kadın modeli yaratmıştır. Başkaları ne der? Nasıl görünüyorum? Nasıl görünmemem gerekiyor? gibi sorular hayata karşı gardını alan bir kişiden çok kamuoyuna ve toplum baskısına karşı geliştirilen kadınsı reflekslerdir. Avşar röportajı satır araları ile daha çok işte bu refleksleri ortaya koymaktadır. Ekonomik gücüyle şahsında modern kadının olası konumuna şekil ve yeni boyutlar getirmesi gereken bir model her nedense bu güçten beklenen bireysel retoriğe (ifade gücüne) ulaşamamıştır. Bugün sığındığı masum sükûnet ve sakin liman bile tanımını bireysel ifadeden almamaktadır.

Hülya Avşar: Her şeyi kendisi için isteyen kadın

Bu aşamada soru şudur. Eğer bir kadının isteyebileceği her şey Avşar’ın detayıyla sınırlı ise bütün bunlar için Hülya Avşar olmaya, kendini bunca sıkmaya gerek var mıdır? Yok değilse, bunca birikim neden çok farklı bir vizyon üretememiştir. Yoksa kadın özgürlüğü üzerinden yapılacak bir vizyon tanımının ekonomik etken dışında başka etkenlere mi ihtiyacı vardır? Ve acaba bu entelektüel boyut olabilir mi?

Bir kadının isteyebileceği her şey”, söyleminde “her şeyi kendi için isteyen bir kadın” fazla manidar değildir. Hülya Avşar bir çeşit savunma olan açıklamasında her şeyi kendisi için yapan ve isteyen bir kadın profili çizmektedir. Oysa böyle bir şey için kendini fazla sıkmaya hiç de gerek yoktur. Ortalama kentli kadınların hayat manevrası zaten bu minval üzere gelişiyor. Onlar da eş, iş, ev, çocuk gibi uğraş ve kazanımlarından arda kalan zamanlarda eğlence ve spora yönelebiliyorlar. Üstelik bu manevralarında dengeler arasında ince hesaplara girmedikleri gibi, üzerinde yürüdükleri yaşam alanı kendi kontrollerinde gelişen sakin bir liman görünümündedir. Görece yapısına rağmen bu liman Hülya Avşar’ınki kadar her an olası fırtınaların tehdidine açık değildir. “Benim annemi beş dakikada kimse harcayamaz” diyen öğrencimin sözleri bu limanın ortalama kadınlara getirdiği güvence olarak algılanabilir.

Şahsında modern Türk kadının toplumsal açılım ve manevra kabiliyeti olduğu varsayılan modellerin, ortalama yaşamlara özgü olarak beklenti ve umutları sınırlaması son derece düşündürücüdür. Hülya Avşar hayat özeleştirisiyle bu çizgide olduğunu bizzat kendisi ikrar ve itiraf etmektedir. Özgür olduğunu bile tartışmaya açık hale getiren bir söylemle çıkmıştır kamuoyunun karşısına. Söyledikleri bir durum tespiti, kişisel bir yaşam retoriği olma yerine geçmişi ve bugününü kamuoyu önünde bir çeşit savunmadır. Hülya Avşar’ın yaşam taleplerinde ekonomik gücü arkasına alan özgür ve çağdaş modern kadın yerine tüm beklentilerini “toplumsala” onaylatma çabasındaki kaderci bir karakter öne çıkmaktadır. O nedenle de tüm dünyevî kazanımları, Avşar’ın öne sürdüğü gibi “bir kadının isteyebileceği her şey” değil, “her şeyi kendi için isteyen bir kadın” imgesine aittir.

Prof. Dr. İSMAiL DOĞAN

Kaynak : Ankara Üniversitesi


Perşembe, Aralık 18, 2003

Can Dündar'ın kaleminden Hülya Avşar


Hülya Avşar, şöhretinin 20. yılında "Avşar elleri"nin üç kuşağını anlattı

Babam, ben, kızım...


18 yaşında İstanbul'a geldi Hülya Avşar… Karnında, bitmiş bir evlilikten artakalan dört aylık bir bebekle… Dibe vurduğu noktada değişti kaderi ve bir starın doğuşu başladı


Hülya Avşar'ı 20 yıldır popüler kültürün kraliçe tahtında tutan nedir? Yeteneğini, güzelliğini, işbilirliğini bir kenara koyarsak-ki aslında her biri, kenara konamayacak kadar etkili vasıflar- bence ona bu tahtı bahşeden asıl özelliği, 20. yüzyılın finaline damgasını vuran bir rüzgarı, daha doğrusu bir ihtiyacı yakalamış olması… O özelliğin adı; özgüven… 1960'ların, 70'lerin o korunmaya muhtaç, boynu bükük, güvensiz, ezik kadınlarının yerine "En güzel benim", "Her şeyi yapabilirim", "Hepinizle baş edebilirim" diyen bir kararlılıkla çıkageldi yeni kadın… Zaman zaman sevimsiz olmayı göze alabilen bir ataklık ve mahremiyete kafa tutan, mahcubiyete meydan okuyan bir yırtıklıkla… "Haddini bil" diyen eski terbiyeye dikbaşlılıkla kafa tuttu. Erkeğinin çapkınlığına göz yumarken bile bunu bir boyun eğişten ziyade gerçekçilik ambalajına soktu. Ama bu huylar onda sakil durmadı. Sinemadan, müziğe, dergicilikten, penyeciliğe, tiyatrodan, felsefeye kadar her alana 'cüretle' dalmasında ukalalıktan çok çocuksu bir merak duygusu seziliyordu. Programında konuklarının yorgan altını deşerken, klibinde kalçalarını iki yana sallarken ya da reklamlarda kadın bağını tabu cenderesinden kurtarırken cüretkarlığı-'aşırı' olsa da-'bayağı' değildi. Çocuk sahibi olduktan sonra o polemikçi yırtıcılığının yerini bir dinginlik aldı. Hayata erken karışanların çoğu gibi tez olgunlaştı. Polemiklerden uzak durmaya, rakiplerini zor günde aramaya başladı. Şöhretin kendisini güden bir değnek olmasına izin vermemiş, onu kendi hizmetinde bir saltanat asasına dönüştürebilmişti. Onu bir marka haline getiren bu özelliklerinin ipuçları mazisinde... Hayat öyküsünü okuyunca bunların hiçbirinin tesadüfen edinilmiş vasıflar olmadığını siz de anlayacaksınız. Dadaloğlu'nun "Kalktı göç eyledi Avşar elleri…" diye başlayan dizelerindeki 'eller', Hülya Avşar'ın 'eller'i… Mensubu olduğu Avşar aşiretinin kökleri Kayseri Pınarbaşı'na uzanıyor. Bir Oğuz boyu olan aşiret sonradan Kars'a göçtü. Ardahan'a yerleşti, burada Kürtlere karıştı ve Hülya Avşar'a gelene dek tamamen Kürtleşti. 1960'ların başında Emral adlı bir hemşire, Kars'ta bir doktorun yanına staja geldi. Orada doktorun kardeşi Celal'le tanıştı. Aşık oldular birbirlerine… Ama ikisinin ailesi de istemedi evlenmelerini... Bunun üzerine Celal, Emral'ı kaçırdı. Evlendiler. Emral, aileye gelen ilk Türk gelin oldu. Çift, Emral'ın hemşire olduğu Balıkesir Edremit'e yerleşti. Celal, Emlak Kredi bankasında işe girdi ve daha askere gitmeden Emral hamile kaldı. 1963 Ekiminde sapsarı saçlı bir kızları oldu. Babaanne 'Malakan Curri' dedi küçük kıza; Kürtçe 'Sarı çiyan' anlamında… Sonra Emral, daha modern bir isim taktı: "Hülya…"

Evde Kürtçe
Altı ay sonra Ankara'ya, Emek, İsrail evleri 78. sokağa taşındı Avşar ailesi… ("Hâlâ oraya gittiğimde salya sümük ağlıyorum" diyor Hülya…) Aşiretin çoğu mensubu Başkent'teydi. Celal'ler 14 kardeşti, her birinin en az altı çocuğu vardı. Bu kalabalığın içinde, erkek çocuk gibi yaramaz büyüdü Hülya… İki de kız kardeşi oldu sonradan… Celal Bey, askerden dönünce Emlak Bankası'nın Ulus'taki binasında işe başladı. Babaanne Daduk hiç Türkçe bilmezdi. O yüzden evde Türkçe değil, Kürtçe konuşulurdu. Hülya Avşar, bugün konuşulanları anlayabilecek kadar Kürtçe biliyor, ancak kelimeleri bir araya getirip konuşamıyor.

Ankara'nın milli güzeli
Muhafazakâr baba, kızlarını disiplinli yetiştirdi. İş dönüşü evde olmazlarsa külahlar değişilirdi. Daha altı yaşında Hülya ile kardeşini 19 Mayıs spor salonuna yüzmeye yazdırdı. Kızlar DSİ klübünde lisanslı yüzdüler, sonra voleybol oynadılar, bu sayede erken gelişip serpildiler. Anıttepe lisesinde okumaya başladıklarında öyle alımlıydılar ki, onları neredeyse bütün Ankara tanıyordu: "Çalışkan değildim. Ders çalıştığımı gören olmamıştır. Ders çalışır gibi odaya kapanırdım, ama aslında hocaları dinlediğimle sınıf geçerdim. Dönem başında babama 'Çok kitabım var' diye büyük çanta aldırırdım, (ilk oyunculuk denemeleri!) okula giderken çantanın dibine blucin, tişört, allık vs. koyardım. Ve arkadaşlarla okuldan kaçardım. Okulu kırmak, büyüdüğümüzü gösteren bir şeydi. 4. caddede, Arı sinemasına gelmeden, Bahar pastanesini geçince Santo diye bir yer vardı, oraya giderdik. Bazen de Kızılay'da Sergen'e, Panaroma'ya ve Klüp'e… Henüz Ankara çok küçüktü ve biz Başkent'in milli güzellerindendik o zaman… Hakikaten çok güzel bir kızdım. Şimdi bana güzel müzel diyorlar ama o zamanki halimi görseydiniz…"

Yine göç eyliyor Avşar elleri
Arada Celal Bey, kızlarını Maltepe'de Kebap 49'un yanındaki As sinemasına götürürdü. Brooke Shields'i, Nastassia Kinski'yi, Filiz Akın'ı ve Gülşen Bubikoğlu'nu beğenirdi Hülya… CHP'liydi Celal Bey… Kızı Mülkiye'de okusun istiyordu. Türkiye hareketlenmeye başlamıştı. Hülya'nın okulu solcuların elindeydi, ama oturdukları semt MHP'lilerin bölgesiydi; 7 TİP'li genç oralarda katledilmişti. Korkudan okula gidemediği olurdu. Ailede siyasetle ilgili olanlar vardı. Hülya onlardan biri olmadı. "İyi sıyırdım" diyor bugün… 16 yaşında, yaşıtlarını kuşatan siyasetten sıyrıldıysa da, sevda cenderesinden sıyrılamadı. İsrailevleri'nde oturan, Ziraat fakültesinde okuyan bir oğlana tutuldu. Neden mi? "Kırmızı bir BMW'si vardı da ondan…" diyor Avşar kızı… Bütün mahallenin kızlarının göz diktiği oğlanı tavlamış. Kısa bir flörtün ardından evlenmeye karar vermişler. Baba çok itiraz ettiyse de dinletememiş. 1980'de Etap otelde bütün aşiretin katıldığı bir düğünle evlenmiş Hülya ve eşinin memleketi Antakya'ya göçmüş.

Antakyalı gelin
"Orada ev kızı oldum. Kapalı muhit…Bakkala bile göndermiyorlardı beni. Blucin giymek yasak. Tek eğlence güne gitmek, yanımda eltim, görümcemle ev gezmesi… Müthiş sıkıldım, yüzümü sivilceler bastı." O sıkıntıda çocuk yapmaya kalkıştı Hülya ve hamile kaldı. Henüz 17 yaşındaydı. O yaz, karnında bebeğiyle, eşinin Ziraat bitirme sınavları için Ankara'ya gelmese bugün belki de, Antakya'da çok çocuklu bir gelin olarak yaşıyor olacaktı. Babalarla kızları arasında özel bir ilişki vardır ya, Celal Bey, yüzünü görür görmez anladı kızının mutsuz olduğunu… Babasını anlatırken hâlâ gözleri doluyor Hülya'nın: "Ben onun kıymetlisiydim. 'Mutlu musun?' diye sordu bana… 'Aman baba mutlu olsam n'olur, olmasam n'olur' diye karnımı gösterdim. 'Ne demek o? Mutlu musun mutsuz musun' dedi. 'Valla mutsuzum ama düzelir herhalde' dedim. Orada kesti attı. Geri göndermedi beni…"

Şans dönüyor
1,5 sene evli kaldıktan sonra, karnında dört aylık bir çocukla baba evine dönmüştü Hülya… Daha 18 yaşında dibe vurmuş gibiydi. Ama dibe vurduğu yer, aynı zamanda tırmanışa başlayacağı yerdi. Morali düzelsin diye iki haftalığına İstanbul'a geldi. O iki hafta içinde dört aylık bebeğini aldırdı. Bu arada yakın bir aile dostlarının bürosunda reklamcı Nail Keçili ile karşılaştı. Keçili o aralar Blendax şampuanlarının reklam filmi için bir model arıyordu. Hülya'yı görünce beğendi ve filmde oynaması için iyi bir para (600 bin lira) teklif etti. "Babam öldürür beni, aşirettekiler keser" dedi Hülya… Yine de telefon edip sordu babasına "Kat'iyen" diye gürledi Celal Bey… Ama teklif öyle cazipti ki, gidip filmi çektirdi Avşar kızı… Daha o ilk çekimde, yıllardır kamera karşısındaymış gibi rahattı. Reklam filmi yayınlanınca Hülya, sarı saçlarıyla bir anda dikkat çekti. Celal Bey bir süre kızına küstü, abilerinin yüzüne bakamadı. Ama daha 'kötüsü' sıradaydı:

Taçsız kraliçe
Bulvar gazetesi bir güzellik yarışması düzenliyordu ve Nail Keçili, gazetenin sahibi olan Ilıcak'lara Avşar'dan söz etmiş, dahası fotoğraflarını da vermişti. Hülya hemen kabul edilmişti. Bunu öğrenince yine babasından habersiz İstanbul'a gelip, Erol Atar'a resimler çektirdi. Nihayet bir gün Bulvar'da Hülya Avşar'ın mayolu fotoğrafı yayınlandı. Yine isyanlardaydı Celal Bey… Kızının telefonlarına çıkmadı. Ama Hülya Avşar, o yarışmada birinci olunca barıştılar. Lâkin kraliçe, tahtına oturamadan tacı elinden alındı. Evli olduğu ortaya çıkmış, 'skandal' basına yansımıştı. Ne var ki, 'taçsız kraliçe' basın için daha ilginç bir haberdi ve Hülya, bu sayede bir anda şöhreti yakaladı. Şimdi film teklifleri, sahne tekliflerini izleyecek, Hülya bir daha baba evine dönmeyecek ve şöhret asası o günden sonra bir daha elinden düşmeyecekti.

"Bir kadının isteyebileceği her şeyi elde ettim"

Bugünkü Hülya Avşar, huzurlu ve dingin bir kadın… İstanbul Golf Kulübü'nde bir bagiyle (golf arabası) çimler üzerinde gezerken hayatından son derece memnun olduğunu anlatıyor: "Her şey istediğim doğrultuda gidiyor. Bir kadının isteyebileceği her şeyi elde ettim. İşim, evim, eşim, çocuğum var. Hayata karşı gardımı çabuk aldım. Küçük yaşlarda para kazandım ve iyi değerlendirdim. Kimseye mecbur kalmadım. İstemedi- ğim hiçbir şeyi yapmadım. Evlenmek, çocuk yapmak istiyordum, yaptım. Ama ne eşim için işimden, ne işim için eşimden vazgeçtim. Evliliğimde de taşlar yerine oturdu. Evlilik zaten bir süre sonra anlayışa, hayatı paylaşıp düzgün yaşamaya dönüşüyor. Bugün nihayet kendi kendime yeter hale geldim. Bu, kendime güvenimi artırdı. Şimdi tam istediıim gibi yaşıyorum. Organizasyon yeteneğim sayesinde, hayatımı ve işlerimi otomatiğe bağladım. Kendime zaman ayırabiliyorum. Her sabah spor yapıyorum. Kızımla yakından ilgileniyorum. O kadar ki, sorsanız beni ev kadını sanabilir. Bir de okul yaptırdım, vicdanım da rahat…"

Peki ya şimdi…?
Bundan sonrası için sinema düşleri kuruyor Hülya Avşar… Özel konserler dışında sahneyi tamamen bırakmak ve tamamen oyunculuıa dönmek, senaryo yazmak, filmini yönetmek istiyor. Ona çok heyecan veren senaryosuna bir göz atmak için not defterinin sayfalarını çeviriyoruz: 'Erkek', 'kadın', 'diğer karakterler', 'tahmini mekânlar', tek tek ayrıntılarıyla tarif edilmiş. Huyları, fiziksel özellikleri, diğerleriyle ilişkileri oklarla işaretlenmiş. Birbirlerine çok yakın olagelmiş üç kızın öyküsü bu… Her şeylerini paylaştıklarını düşünmüşler yıllar yılı… Sonra bir gün içki sofrasında, hiç bilmedikleri sırlar dökülmüş ortaya… Onca yıl, aslında birbirlerinden çok şey sakladıkları çıkıvermiş ortaya… Senaryo geliştikçe, öykü kadın-erkek ilişkilerine, ihanetlere, yaşanmamış duygulara uzanıyor. İlham kaynaklarını soruyorum Avşar'a: "Çevremde gözlediğim ilişkilerden çıkardığım karakterler, ilişkiler bunlar benim" diyor. Sonra filmin ana fikrine geliyor: "Monogami (tek eşlilik) bize göre değil. Belki de evlilikler başka bir düzene bağlanmalı. İnsanlar birbirine sadece sevgiyle bağlı kalmalı. 'Evlisin, şunları yapamazsın' demek bir süre sonra insana işkenceye dönüşüyor. Böyle başlamadı, ama yazdıkça bunları sorgulayan bir öyküye dönüştü senaryom."

"Tişört pahalıydı, kendim üretmeye karar verdim"
Söyleşiye beyaz bir tişörtle geldi Hülya Avşar… Sonradan anladık ki, bu, onun 'son numarası'… Evet Hülya Avşar şimdi de 'tişört üreticisi' olarak çıkıyor karşımıza… "Nereden çıktı bu iş?" diye soruyorum. "Şımarıklık oldu biraz" diye anlatmaya başlıyor. Beyaz tişörte çok düşkünmüş. Ancak bulmakta zorlanıyormuş. Bir gün ünlü bir mağazada tam üstüne göre bir model bulmuş. Bir de ne görsün. Etikette '350 milyon' yazıyor. Sinirlenmiş ve tam bir Hülya Avşar tepkisi verip "Kendim yaparım" demiş. Avşar marka beyaz tişörtler bugün piyasaya çıkıyor. Fiyatı 29 milyon 500 lira…

Kaynak:Milliyet - Can Dündar